Sunday, February 25, 2018

Turkey’s new “Prisoners”

Turkey’s new “Prisoners”

Last weekend, one of my friends from the Italian Women Journalists’ Association called me and invited me to participate in a journalists’ forum to be held in Rome in March. I sadly told them that I am under a judicial control, meaning I have report to the police station once a month and have a travel ban; I can’t leave the country. She was shocked. It was not easy for her to understand a travel ban without a court judgement. I told her: “Believe me; it is also hard for me to understand”.

Hundreds of thousands of people in Turkey now live under such judicial controls and travel bans. An investigation has just opened against me because of my tweets against Turkey’s offensive against the Kurdish-controlled Syrian enclave of Afrin. After three days in detention, I was released on bail, but I also received a travel ban. My lawyer told me: “Nurcan, welcome to our new community. The community of the forbidden!” My lawyer, my doctor, my kids’ teachers, my neighbours, my friends, thousand of teachers, academics, former state officials, many Kurdish politicians, activists, NGO leaders, even the cleaning staff fired from their jobs with the municipality have received travel bans and are under judicial control. I am only one of the “forbidden”.

تركيا: لن ننتظر أوروبا بعد اليوم



في الوقت الذي كان الجيش التركي يقصف فيه مناطق من مدنه في جنوب شرق البلاد ذي الأغلبية الكردية في يناير عام 2016، كنت أجهز للجنة في مؤتمر بالبرلمان الأوروبي في بروكسل.

بعد الترحيب بالحضور الذين كان بينهم برلمانيون، اتصلت بمحمد تونج الذي كان يحتمي في قبو بمدينة سيزري التي أعلن منها الجناح الشبابي بحزب العمال الكردستاني الحكم الذاتي وحفر خنادق ونصب متاريس ليمنع قوات الأمن من دخولها.

رد الجيش والشرطة بنيران دبابات ومدفعية وأرسل قوات خاصة لسحق التمرد.

وصلت هاتفي المحمول بمكبر الصوت في القاعة وقال تونج:



ما يحدث في سيزري مأساة بالتأكيد. أصيب 28 شخصا في منزل، وفقد خمسة منهم حياتهم بسبب كميات الدماء التي نزفوها. ولا توجد مياه متبقية. نترك المبنى لجلب الماء ويصيبنا القناصة بالرصاص ولذلك لا نستطيع الخروج. هجمات قذائف المورتر دمرت بالكامل المبنى المؤلف من أربعة طوابق، وأنا داخل هذا المبنى الآن. الموقف حرج. ولهذا أناشد أصدقائنا عندك. من فضلكم أوقفوا هذه الوحشية. أنتم أقوياء بما يكفي لوقف هذه المذبحة في سيزري. أنتم أقوياء بما يكفي لتحذير حكومة حزب العدالة والتنمية ورفع الحصار عن سيزري. وإن فشلتم في ذلك فستصبحون متواطئين في المذبحة هنا.


أنصت أعضاء البرلمان الأوروبي للمكالمة لكنهم لم يفعلوا شيئا للناس المحاصرين تحت المنازل في سيزري.

بعد عشرة أيام من المؤتمر، وفي الثامن من فبراير 2016، أحرق تونج حيا مع آخرين. أكثر من 150 شخصا أحرقوا حتى الموت في أقبية سيزري. وشاهد البرلمان الأوروبي مقتل الناس الذين ناشدوا المجلس وطلبوا المساعدة.

حي سور في مدينتي ديار بكر كان من بين مناطق قصفتها الدولة في الفترة بين ديسمبر 2015 وحتى مارس 2016. وطلبت جمعيات لحقوق الإنسان ونشطاء من البرلمان الأوروبي والدول الأوروبية القيام بشيء لوقف القصف وحظر التجول الذي فرضه الجيش وإجراءات أخرى.

وانتظرنا مجددا. ولم يأت أحد.

ودمر القصف نصف سور بالكامل وهو المركز التاريخي لديار بكر الذي يعود جذوره إلى خمسة آلاف عام.

وبعد ذلك، فرض الجيش حظرا للتجول وشن عمليات عسكرية في مدن نصبين وشرناق ويوسيكوفا، وقد قمت بزيارة هذه المدن بعد رفع حظر التجول ووجدت القصف دمر نصف نصبين ويوسيكوفا.

كانت الجثث تحت الأنقاض، وأخذت الأمهات في البحث عن جثث أطفالهن. وكان الأسوأ في شرناق. وبعد ثمانية أشهر من الحظر دُمر 70 في المئة من المدينة بالكامل. واختفت تماما ثمانية من أحياء المدينة الاثنى عشر. وقد أصبت بصدمة فلم أتمكن من العثور على أماكن مألوفة، ولم أجد مركز المدينة وكان من الصعب علي تصديق أنني في شرناق.

علت أصوات احتجاج قليلة في الاتحاد الأوروبي والأمم المتحدة وبعض الدول الأوروبية وكان هذا كل شيء.

'Europe, we don't hold our breath for you anymore'



As the Turkish military bombarded parts of its own cities in the mainly Kurdish southeast of the country in January 2016, I was moderating a panel in a conference at the European Parliament in Brussels.


After welcoming the audience that included parliamentarians, I called Mehmet Tunç, who was sheltering in a basement in the southeastern town of Cizre from fighting between the youth wing of the Kurdistan Workers Party (PKK) and Turkish troops backed by tanks and artillery.


I connected my mobile phone to the microphone in the room. Tunç said:

Yaşasın Savaş! Yaşasın Ölüm!



Akhisar İlçe Eğitim Müdürlüğünden Akhisar Eğitim-Sen Temsilciliğine giden 8 Şubat 2018 tarihli dilekçe şöyle diyor:


“İlgili yazınız ile bildirilen ‘Çevreci Afacanlar’ adlı tiyatro eseri incelenmiş olup, inceleme sonucunda; Tiyatro metninin 6. Sayfasında ‘Bilgican’ adlı tiyatro karakterinin savaş karşıtlığı ile ilgili sözlerinin oyunun konusuyla alakasız bulunduğu; Yine aynı sayfada ‘Yaşlı Ağaç’ adlı karakterin şiddet karşıtı sözleri ile çevre temizliği arasında bir ilgi kurulamadığı, Ülkemizin içinden geçtiği bu hassa dönemde savaş karşıtlığı gibi siyasal söylemlerin çocuklarımıza sunulmasının sakıncalı olduğuna karar verildiğinden okullarımızda oyun tanıtımı ve afişlerinin asılması uygun görülmemiştir”.


Yani artık tüm insanlığın temel değerleri olan savaş ve şiddet karşıtlığını çocuklara öğretmek yasak! Düşündüm de yakında evlerimizin içine girip, evde çocuklarımıza ne öğrettiğimize de müdahale etmeye çalışabilirler muhtemelen.

'Kürtlerin hala var olması, direniyor olması bir mucize'



Yaklaşık 20 yıldır tanıyorum Ferda Cemiloğlu’nu. Ben henüz 20’lerin başındayken Van’da Afganlı mültecilerin hakları için mücadele ederken, sivil toplumcu kimliği ile tanışmıştım kendisiyle.


Daha sonra iş kadını Ferda Cemiloğlu olarak hayatımızda yer aldı. Irak Kürdistan’ının inşasında yine ön plandaydı. Irak Kürdistan’ına her gittiğimde Ferda Abla’nın evinde bir kahveye gider, Kürtlerin ve Kürdistan’ın sözlü tarihini ondan dinlerdim.


Tıpkı yıllar önce bana bu sözlü tarihi aktaran, Cemiloğlu ailesinin bir başka ferdi, sevgili Felat Amca gibi (Felat Cemiloğlu).


Cemiloğlu ailesi, namı diğer Cemilpaşalar Kürdistan tarihine damga vuran önemli ailelerden biri. Onların sürgünlerle geçen yaşamları, Kürtlerin ve Kürdistan’ın tarihine de ışık tutuyor.


Tarihimizi anlamaya, tekrar tekrar hatırlamaya çok da ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde Ferda Abla’nın kapısını tekrar çaldım. Bir gün bana “Ailem 150 yıldır birleşmek için doğmuştur” demişti. Kürtlerin kaderi gibi…

"السلام" بات اليوم محظورا في تركيا!

 تلقيت الليلة الماضية اتصالا من صديقة لي كانت نائبة في البرلمان التركي لسنوات وسياسية ذائعة الصيت. سألتني ما الذي ستكون بحاجة إليه في حال إذا ما اعتقلت. والأسبوع الماضي جرى اعتقالي بسبب تغريداتي المعارضة للحرب في عفرين، والآن من المتوقع أن تعتقل هي الأخرى. أبلغتها أن تعد حقيبة صغيرة بها منشفة ومداس للقدم وفرشاة أسنان ودواء وملابس ثقيلة للتدفئة.
بعد ذلك تلقيت اتصالات مشابهة من أشخاص آخرين يتوقعون الاعتقال بسبب معارضتهم للحرب.

“Peace” forbidden!


Last night I received a call from a friend of mine who was a representative in the Turkish parliament for many years and a popular politician. She asked me what she would need in case of detention. Last week I was detained because of my Tweets against the war in Afrin, and now she also expected to be detained. I told her to prepare a small bag with a towel, slippers, toothbrush, medicine and clothes to keep warm.

ثمن أن تقول "لا" للحرب في تركيا

كانت الساعة قد تجاوزت منتصف الليل بقليل. كنت أشاهد التلفاز غير بعيد عن ولديّ وهما يلعبان.
كان ابني الأصغر يلعب بقطع الليجو بينما أخذ الأكبر سنا يلعب على هاتفه. كان زوجي معنا أيضا وبرفقته صديق. ليلة الأحد التقليدية. سمعت فجأة دويا مرعبا. في البداية ظننت أن زلزالا ضرب المنطقة لكني بعد ذلك أدركت أن الصوت مصدره باب المنزل الأمامي. ولأن ذكريات الحرب لا تزال عالقة بالأذهان خطر ببالي أن منزلنا يتعرض لهجوم ويواجه قصفا وإطلاق نار.
صرخت في طفليّ أن يبقيا حيث هما وألا يقتربا. شيئا فشيئا أدركنا أن الرجال الموجودين في الجانب الآخر من المنزل هم عناصر من الشرطة كانوا يحاولون اقتحام باب منزلنا. في الواقع كان الباب قويا جدا لذا بدأ الحائط يتشقق من حوله. وحين عجزوا عن اختراق

The price of saying “no” to war in Turkey


It was just after midnight. I was watching TV as my sons played nearby. My younger son was playing with Lego as my older son played on his phone. My husband and another friend were also with us. A normal Sunday night. All of a sudden, I heard a terrible noise. At first, I thought it was an earthquake. I then figured out that the sound was coming from the front door. With war as a not so distant memory, I thought perhaps our house was under attack, being bombed and shot at.

Tuesday, February 13, 2018

KHK ve OHAL mağdurları anlatıyorlar

“25 yıllık öğretmen iken işsiz kaldım. 1 yıl iş bulamadım. Hiç bir kurum bana iş vermedi. Değil sigortalı sigortasız bile iş vermeye korktu insanlar. Öz amcamın yanında 1250 tane işçi çalışıyor. Beton santralleri var. Babam benim adıma iş istedi, iş vermeye korktuğu için iş vermedi. Arkadaşlarım telefonlarından beni sildiler, arayıp sormadılar. Hatta bende kayıtlı telefonlarını silmem için bana haber bile gönderdiler. Akrabalarım benimle selamı sabahı kesti. Konuşmamaya hatta twitter’den küfürler etmeye başladılar. Bir şey söylesem; gider "FETÖ’cü" derler, şikâyet ederler diye karşılık da veremedim. Allaha havale ettim hepsini...
Şimdilik kaçak göçek sağda solda öğretmenlik yapıyor, evde çorbayı kaynatmaya çalışıyorum. Bu halime de çok şükrediyorum. En azından dışarıdayım, içeride değilim...”

Bextreş Nezarethanesi

Bextreş Nezarethanesi

Pazar gece saat 12:30 civarı. Ben alt katta televizyon izliyorum, çocuklar, eşim ve bir misafirimiz üst kattalar. Küçük oğlum lego oynuyor, büyük telefonla meşgul. Korkunç bir ses ile yerimden fırladım. İlk etapta deprem olduğunu düşündüm. Daha sonra sesin evin kapısından geldiğini anladım. Bir tür iç savaş çıktı ve evimize bomba atılıyor veya ev taranıyor sandım. Çocuklara merdivenden inmemelerini tembihleyerek, eşimle birlikte kapıya doğru koştuk. Kapıyı kırmaya çalışıyorlar ama kapı çok sağlam olduğu için kırılmıyor, duvarlar çatlamaya başlıyor.

Friday, February 2, 2018

الدولة التركية لم تحتمل رؤية كلداني واحد في شرناق، فاعتقلته

لم يبقَ سوى ثلاث قرى آشورية- سريانية بعد عام 1915 الذي سمّاه الآشوريون – السريانيون في شرناق عام الفرمان الكبير، هذه القرى هي: حسّانه، وبيسبين، وهربول.


أودّ أن أقصّ على مسامعكم اليوم حكاية قرية هربول، وبطرس قاراطاي آخر من تبقى من الكلدانيين في شرناق والذي اُعتقل الأسبوع الماضي.


يبلغ عدد سكان هربول وهي احدى القرى الأشورية-السريانية حوالي 4000 نسمة. بدأت الضغوط تتزايد على القرية بعد عام 1980. وفي التسعينات فُرِضت عليها الحراسة وهو الأمر الذي لم يقبل به أهل القرية بأي حال من الأحوال. 


فكانوا يُضطرون إلى النزوح عن القرية كلما تزايدت عليهم الضغوط. وكانت وجهتهم هي فرنسا، وبلجيكا، والعراق بالاضافة إلى بعض المدن الأوروبية الأخرى. وبالنسبة لبطرس فقد هاجر مع عائلته إلى فرنسا. وهناك ترأّس الجمعية الآشورية-الكلدانية على مر سنوات طويلة. ومع هذا ظل عقله وفكره مُعلّق بقريته.

Şırnak’a bir tek Keldani’yi çok gördüler!



Şırnak’ta Asuri-Süryanilerin Büyük Ferman dediği 1915 sonrası ayakta kalan 3 Asuri-Süryani köyü vardır: Hassana, Herbol ve Besbin köyleri.


Ben bugün size Herbol köyünü ve geçen hafta tutuklanan Şırnak’ın tek Keldanisi Petrus Karatay’ın hikâyesini anlatmak istiyorum.


Asuri-Süryani köyü olan Herbol yaklaşık 4000 civarında bir nüfusa sahipti. 1980’lerden sonra köyde baskılar başlar. 1990’larda ise köye koruculuk dayatılır. Köylüler koruculuğu kabul etmezler.

'Hayali listelerle Kürt iş camiasına ayar verilmeye çalışılıyor'


Diyarbakır- Yıllar önce ilk tanıştığımız zaman kendisini “Kürt, feminist bir işkadnı olarak” tanımlaması dikkatimi çekmişti. Bir diğer dikkatimi çeken de ayağında botlar ve üzerinde deri montla, görmeye alıştığımız iş kadınlarından farklı oluşuydu.


Nevin İl, Doğu ve Güneydoğu İşkadınları Derneği’nin (DOGÜNKAD) kurucusu olarak kalmadı. Yönetiminde bulunduğu DİSİAD gibi “işadamları” derneklerinin dönüşümüne öncülük etti, bu dernekleri sadece isim olarak “iş insanları” derneklerine çevirmekle kalmadı, aynı zamanda Kürt iş camiasında kadın-erkek eşitliği için mücadele etti.


Ben bu “Kürt-feminist” işkadınını ise daha çok içinde olduğu sosyal sorumluluk projeleri ile yakından tanıma fırsatı buldum. Yıllarca Ezidi kamplarında birlikte gönüllü çalışmalar yaptık, şehrin farklı yerlerindeki kadın ve çocuk çalışmalarında birlikte yer aldık. Kürtlerin ulusal birliği için de elini hep taşın altına koyan Nevin İl, “Biz Kürtlerin de kırmızı çizgisi olmalı” diyor, “bu kırmızı çizgi Kürdün Kürde düşmanlık yapmaması olmalı.”

Sunday, January 21, 2018

Kürt çocukların canı için “kovuşturmaya gerek yok”

Kürt çocukların canı için “kovuşturmaya gerek yok”


4 yıl geçmesine rağmen, hafızalarımızdan çıkmayan bir resme dönüşmüştü 2 yaşındaki Muharrem’in bir çuvalda taşınan cansız bedeni. Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Çeli mezrasında, 1 Şubat 2014 gecesi hastalanan 2 yaşındaki Muharrem Taş, kardan kapanan köy yolunun açılması için ailesi tarafından yapılan yardım taleplerine karşılık verilmemesi üzerine yaşamını yitirmişti. Baba Abdulvahap Taş bir çuvala yerleştirdiği oğlunun cansız bedenini kilometrelerce sırtında taşınmıştı. Olayla ilgili soruşturma açılmasına Van Valiliği tarafından izin verilmemişti. Ancak Van Barosu'nun Bölge İdare Mahkemesi'ne yaptığı itirazın kabul edilmesi üzerine soruşturma açılabilmişti. 4 yıl süren soruşturma dün sonuçlandı. Muharrem’in ölümünde ihmalleri olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma başlatılan kurum görevlileri hakkında "kovuşturma yapılmasına yer olmadığı" kararı verildi. Devlet bir kez daha çocukların yaşamını koruma görevini yok saydı.

"مليشيات" تقتل من أجل الدولة في تركيا



سمعت في أول أكتوبر 2015 اسم فرق أسد الله، لقد بدأت الصراعات منذ عهد قريب في سور، وفي 12 أكتوبر كانت العبارات التالية مكتوبة على الجدران، في سور التي دخلتها بعد حظر التجوال لمدة 4 أيام:

"إذا سال دمنا أيضا، فإنه يكون لنصرة الإسلام، فريق أسد الله".

"يكفي الله جل جلاله من أجل كل شيء، فريق أسد الله."

"سترون قوة الترك".

Saturday, January 13, 2018

Devlet için öldürenler

Devlet için öldürenler


İlk Ekim 2015’te duymuştum Esadullah Timlerinin adını. Sur’da çatışmalar yeni yeni başlamıştı. 12 Ekim’de, 4 günlük sokağa çıkma yasağının ardından girdiğim Sur’da duvarlarda şu yazılar vardı:
“Kanımız aksa da zafer İslamındır, Esedullah Timi.”
“Allah cc her şeye yeter, Esedullah Timi.”
“Türkün gücünü göreceksiniz.”
Bu yazılara daha sonra çok daha korkunçları eklendi.12 günlük sokağa çıkma yasağının ardından gittiğim Silvan’da da duvarlar Esedullah Timlerini işaret ediyordu:

Serhat Tuğan, çeyrek asırdır adalet arıyor

Cezaevinden bir mektubum var bugün. 27 yıldır cezaevinde olmasına rağmen “Doğrusu mektubu yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Her gün onlarca masum insanın hayattan koparıldığı bir coğrafyada kendi bireysel derdimi anlatmaktan utandığımı, mahcubiyetimi belirteyim” diyerek mektubuna başlayacak kadar ince bir adamdan bu mektup. Serhat Tuğan’dan.
Serhat Tuğan’ın hikâyesini sanırım çoğunuz biliyorsunuz zaten. 1991 yılından beri, yani 27 yıldır içerde olan Türkiye’nin kendi deyimiyle en “kıdemli” 3-4 mahkûmundan biri Serhat Tuğan. Tuğan 16 yaşında Hakkari’de PKK bildirisi dağıttığı gerekçesiyle Diyarbakır Cezaevi’nde 10 ay tutuklu kaldı. Bu sürede işkence gördü. Beraat ettikten polis tarafından tacizler devam etti.  Tuğan, bir yıl sonra dağa gitti. Ertesi yıl yakalandı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanarak hapse atıldı.  Diyarbakır İkinci Devlet Güvenlik Mahkemesi örgüt üyesi diye 12 yıl dokuz ay mahkûmiyet verdi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu mahkûmiyeti önce idam cezasına, ancak suç tarihinde yaşı küçük olduğu için müebbet hapse çevirdi. Serhat Tuğan ve ailesi o gün bugündür adalet arıyorlar. Yeniden yargılama için yapılan tüm başvurular gerekçesiz reddedildi. 2015’te aydınların çağrısı ile başlatılan imza kampanyası sonucu Adalet Bakanlığı dosyayı inceledi ve talebi haklı bulup dosyayı incelenmesi talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Yargıtay da itirazları haklı bulup dosyayı yerel mahkemeye yani Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Gerisini Serhat’tan dinleyelim:

Yeni bir yıla girerken memleketimde yasak, yıkım, öfke, sessizlik; sessizliğin içinde ise direniş var…

“Yeni yıldı ama şehir tam bir sessizliğe gömülmüştü. Sadece bazı kafe ve kahveler açıktı. Bombardıman devam ediyordu. Hasırlıdaki evimiz yıkılmıştı. Yeni  bir ev bulamamıştık henüz. Annemler teyzemlere gittiler, orada yatıp kalkıyorlardı. Ben utanıyordum, o nedenle gitmek istemiyordum. Sokakta dolanıyordum arkadaşlarımla, onlar da benim gibiydi, bizler Sur mağduru evsizlerdik. Şehirde ‘Sur mağduru’ diyorlardı bize. Bir kahveye giriyorduk, bir kenarda biraz uyuyorduk, orası kapanınca başka bir kahveye gidiyorduk, öyle öyle sabahı ediyorduk…”
Bu sözler Sur’un hala yasaklı olan mahallesi Hasırlı’da eskiden yaşayan bir gence ait, Ahmet’e. Ben Ahmet’i çatışmalardan kısa bir süre önce tanışmıştım, bugün artık olmayan Hasırlı Aile Çay Bahçesinde… Ahmet ve daha binlerce Surlu 2 yıl önce yeni bir yıla böyle girmişti. Şehrin geri kalanı da bir şey yapamamanın utancı ile içine gömülmüştü. Yeni yıl gecesi şehrin sessizliğini bomba sesleri bozuyordu. İnsan hakları derneğinin bir odasında Sur’da yerde cenazesi olan aileler açlık grevine başlamıştı. Kar yağıyordu, kar o yıl Surlulara acımamıştı…

Friday, January 5, 2018

Osman Kavala: Der Unermüdliche


Der Unermüdliche



Eine der wichtigsten und zentralen Figuren der türkischen Zivilgesellschaft, Osman Kavala, sitzt im Gefängnis. Ein Portrait.




Osman Kavalas Verhaftung war ein Schlag gegen die Zivilgesellschaft.Foto: dpa


In der Nacht des 19. Oktober 2017 wurde ein Unternehmer und Mäzen von beträchtlichem Einfluss in der türkischen Zivilgesellschaft festgenommen. Regierungstreue Medien nahmen zuvor Osman Kavala ins Visier und überschütteten ihn mit einer Schmutzkampagne in ihren Blättern.


Kurz nach seiner Festnahme hetzte Staatspräsident Erdoğan persönlich gegen ihn: „Kavala sei ein NGO-Vertreter, Angehöriger der Medien, ein guter Bürger, heißt es. Mit solchen Schönfärbereien soll vom Ziel abgelenkt werden. Jetzt hat sich gezeigt, wer der Mann ist, den man den türkischen Soros nennt.“ Der Haftbefehl kam prompt danach. Seither sitzt Kavala hinter Gittern.