Sunday, January 21, 2018

Kürt çocukların canı için “kovuşturmaya gerek yok”

Kürt çocukların canı için “kovuşturmaya gerek yok”


4 yıl geçmesine rağmen, hafızalarımızdan çıkmayan bir resme dönüşmüştü 2 yaşındaki Muharrem’in bir çuvalda taşınan cansız bedeni. Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Çeli mezrasında, 1 Şubat 2014 gecesi hastalanan 2 yaşındaki Muharrem Taş, kardan kapanan köy yolunun açılması için ailesi tarafından yapılan yardım taleplerine karşılık verilmemesi üzerine yaşamını yitirmişti. Baba Abdulvahap Taş bir çuvala yerleştirdiği oğlunun cansız bedenini kilometrelerce sırtında taşınmıştı. Olayla ilgili soruşturma açılmasına Van Valiliği tarafından izin verilmemişti. Ancak Van Barosu'nun Bölge İdare Mahkemesi'ne yaptığı itirazın kabul edilmesi üzerine soruşturma açılabilmişti. 4 yıl süren soruşturma dün sonuçlandı. Muharrem’in ölümünde ihmalleri olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma başlatılan kurum görevlileri hakkında "kovuşturma yapılmasına yer olmadığı" kararı verildi. Devlet bir kez daha çocukların yaşamını koruma görevini yok saydı.

"مليشيات" تقتل من أجل الدولة في تركيا



سمعت في أول أكتوبر 2015 اسم فرق أسد الله، لقد بدأت الصراعات منذ عهد قريب في سور، وفي 12 أكتوبر كانت العبارات التالية مكتوبة على الجدران، في سور التي دخلتها بعد حظر التجوال لمدة 4 أيام:

"إذا سال دمنا أيضا، فإنه يكون لنصرة الإسلام، فريق أسد الله".

"يكفي الله جل جلاله من أجل كل شيء، فريق أسد الله."

"سترون قوة الترك".

Saturday, January 13, 2018

Devlet için öldürenler

Devlet için öldürenler


İlk Ekim 2015’te duymuştum Esadullah Timlerinin adını. Sur’da çatışmalar yeni yeni başlamıştı. 12 Ekim’de, 4 günlük sokağa çıkma yasağının ardından girdiğim Sur’da duvarlarda şu yazılar vardı:
“Kanımız aksa da zafer İslamındır, Esedullah Timi.”
“Allah cc her şeye yeter, Esedullah Timi.”
“Türkün gücünü göreceksiniz.”
Bu yazılara daha sonra çok daha korkunçları eklendi.12 günlük sokağa çıkma yasağının ardından gittiğim Silvan’da da duvarlar Esedullah Timlerini işaret ediyordu:

Serhat Tuğan, çeyrek asırdır adalet arıyor

Cezaevinden bir mektubum var bugün. 27 yıldır cezaevinde olmasına rağmen “Doğrusu mektubu yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Her gün onlarca masum insanın hayattan koparıldığı bir coğrafyada kendi bireysel derdimi anlatmaktan utandığımı, mahcubiyetimi belirteyim” diyerek mektubuna başlayacak kadar ince bir adamdan bu mektup. Serhat Tuğan’dan.
Serhat Tuğan’ın hikâyesini sanırım çoğunuz biliyorsunuz zaten. 1991 yılından beri, yani 27 yıldır içerde olan Türkiye’nin kendi deyimiyle en “kıdemli” 3-4 mahkûmundan biri Serhat Tuğan. Tuğan 16 yaşında Hakkari’de PKK bildirisi dağıttığı gerekçesiyle Diyarbakır Cezaevi’nde 10 ay tutuklu kaldı. Bu sürede işkence gördü. Beraat ettikten polis tarafından tacizler devam etti.  Tuğan, bir yıl sonra dağa gitti. Ertesi yıl yakalandı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanarak hapse atıldı.  Diyarbakır İkinci Devlet Güvenlik Mahkemesi örgüt üyesi diye 12 yıl dokuz ay mahkûmiyet verdi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu mahkûmiyeti önce idam cezasına, ancak suç tarihinde yaşı küçük olduğu için müebbet hapse çevirdi. Serhat Tuğan ve ailesi o gün bugündür adalet arıyorlar. Yeniden yargılama için yapılan tüm başvurular gerekçesiz reddedildi. 2015’te aydınların çağrısı ile başlatılan imza kampanyası sonucu Adalet Bakanlığı dosyayı inceledi ve talebi haklı bulup dosyayı incelenmesi talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Yargıtay da itirazları haklı bulup dosyayı yerel mahkemeye yani Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Gerisini Serhat’tan dinleyelim:

Yeni bir yıla girerken memleketimde yasak, yıkım, öfke, sessizlik; sessizliğin içinde ise direniş var…

“Yeni yıldı ama şehir tam bir sessizliğe gömülmüştü. Sadece bazı kafe ve kahveler açıktı. Bombardıman devam ediyordu. Hasırlıdaki evimiz yıkılmıştı. Yeni  bir ev bulamamıştık henüz. Annemler teyzemlere gittiler, orada yatıp kalkıyorlardı. Ben utanıyordum, o nedenle gitmek istemiyordum. Sokakta dolanıyordum arkadaşlarımla, onlar da benim gibiydi, bizler Sur mağduru evsizlerdik. Şehirde ‘Sur mağduru’ diyorlardı bize. Bir kahveye giriyorduk, bir kenarda biraz uyuyorduk, orası kapanınca başka bir kahveye gidiyorduk, öyle öyle sabahı ediyorduk…”
Bu sözler Sur’un hala yasaklı olan mahallesi Hasırlı’da eskiden yaşayan bir gence ait, Ahmet’e. Ben Ahmet’i çatışmalardan kısa bir süre önce tanışmıştım, bugün artık olmayan Hasırlı Aile Çay Bahçesinde… Ahmet ve daha binlerce Surlu 2 yıl önce yeni bir yıla böyle girmişti. Şehrin geri kalanı da bir şey yapamamanın utancı ile içine gömülmüştü. Yeni yıl gecesi şehrin sessizliğini bomba sesleri bozuyordu. İnsan hakları derneğinin bir odasında Sur’da yerde cenazesi olan aileler açlık grevine başlamıştı. Kar yağıyordu, kar o yıl Surlulara acımamıştı…

Friday, January 5, 2018

Osman Kavala: Der Unermüdliche


Der Unermüdliche



Eine der wichtigsten und zentralen Figuren der türkischen Zivilgesellschaft, Osman Kavala, sitzt im Gefängnis. Ein Portrait.




Osman Kavalas Verhaftung war ein Schlag gegen die Zivilgesellschaft.Foto: dpa


In der Nacht des 19. Oktober 2017 wurde ein Unternehmer und Mäzen von beträchtlichem Einfluss in der türkischen Zivilgesellschaft festgenommen. Regierungstreue Medien nahmen zuvor Osman Kavala ins Visier und überschütteten ihn mit einer Schmutzkampagne in ihren Blättern.


Kurz nach seiner Festnahme hetzte Staatspräsident Erdoğan persönlich gegen ihn: „Kavala sei ein NGO-Vertreter, Angehöriger der Medien, ein guter Bürger, heißt es. Mit solchen Schönfärbereien soll vom Ziel abgelenkt werden. Jetzt hat sich gezeigt, wer der Mann ist, den man den türkischen Soros nennt.“ Der Haftbefehl kam prompt danach. Seither sitzt Kavala hinter Gittern.

Dokunduğu hayatların şahidiyiz...

„Dokunduğu hayatların şahidiyiz“

„Anlamadıkları Osman Kavala değil; bir insanın sadece inandığı değerler için, herhangi bir karşılık beklemeksizin güzel şeyler yapabileceği düşüncesi.“

Foto: dpa
Türkiye sivil toplumunun en önemli liderlerinden, iş insanı Osman Kavala hükümete yakın “yandaş“ basında çıkan karalama kampanyaları ve hedef göstermenin ardından 19 Ekim gecesi gözaltına alındı. Henüz gözaltındayken Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor… Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana“ ifadelerinin ardından da tutuklandı. Şimdi cezaevinde.
Tutuklanması beni ve birçok insanı derinden sarstı. Yüzlerce insan tutuklanmasının ardından onunla ilgili anılarını paylaşmaya, yazmaya, onun nasıl bir insan olduğunu anlatmaya koyuldu. Bu onun ne kadar çok hayata dokunduğunun da bir göstergesi. Ben dokunduğu bu hayatların bir kısmına şahit olmuş insanlardan biriyim.

Bir avuç toprağın Kürtlere çok göründüğü günler…

Bir avuç toprağın Kürtlere çok göründüğü günler…


“Keşke oğlumun bir parmağını bulsam. Bir baba olarak bir avuç toprağa sahip olsam. Ziyaret ederdim o toprağı, belki acım biraz dinerdi.”
Bu sözler oğlunun cenazesini arayan bir babaya ait. Sur’daki çatışmalarda hayatını kaybeden Hakan Arslan’ın cenazesinden 23 aydır haber yok. Erzurum Karayazı ilçesine bağlı Çavuşköy’de oturan baba Ali Rıza Arslan ile telefonla görüştüm. Ali Rıza Bey oğlunun cenazesinin bulunması için 16 kez Diyarbakır’a geldiğini anlatıyor.  İçişleri Bakanlığı’na, 2 kez meclise, defalarca Diyarbakır Valiliği ve Emniyet Müdürlüğüne dilekçe vermiş.  “Siz bulmayacaksanız, gidip ben oğlumun mezarını bulayım” demiş. Ama ne oğlunun cenazesini bulmuşlar, ne de bulması için bu acılı babaya izin veriyorlar.  Ali Rıza Bey şöyle anlatıyor durumu:

Monday, January 1, 2018

We exist, Kurdistan exists!

We exist, Kurdistan exists!

I remember as a child how afraid I was  when my mother spoke Kurdish in public. When I was seven, I needed to go to the hospital every week because of an accident. When the doctor would ask my mom a question about my health, I would quickly answer before my mother. My mother’s Turkish was not good. I was afraid of her speaking Kurdish. As a child I thought that she could be punished. Kurdish was forbidden. In schools, on televisions and in public areas, we were given the perception that to use Kurdish was bad.  In some hospitals, “No Turkish No Service” was written on the walls. My elders told me about the fines given when they used Kurdish. I remember thinking  “but we exist.”

As years passed, it was not easy for us, as Kurdish children to accept our identity, our language and to be proud using Kurdish without fear and shame. Today millions of Kurdish people in Turkey do not know their mother tongue because of the years of language oppression.

Last week, when the People’s Democratic Party (HDP) deputy Osman Baydemir was punished for using the word “Kurdistan” in parliament, my childhood memories came back to me.
In his speech, Osman Baydemir said:

نورسان بايسال نورسان بايسال ديسمبر 22 2017 طور عبدين بين خوف ورجاء.. عودة السريان إلى مناطقهم


*As  published in Ahvalnews on 22.12.2017

لا يتوافر لدينا سوى القدر الضئيل من المعلومات عن مدى تأثُّر السُريانيين، الذين هم من
 الشعوب القديمة في المنطقة، بالحرب التي تدور في المنطقة خلال العامين الأخيرين.
نحن نعلم أن آلاف السريانيين قد خططوا تحت وطئة الحرب الدائرة للعودة إلى وطنهم الأم، وأنهم قد عادوا إلى قراهم التي خلت من سكانها لعشرات السنوات، نعلم كذلك أنهم قد عادوا خلال شهور الصيف على الأقل، وأنهم شيّدوا المنازل هناك كي تزيل عنهم وحشتهم وحنينهم.

Korku ve özlem arasında Turabdin!

Korku ve özlem arasında Turabdin!

*As published in Ahvalnews on 19.12.2017
https://ahvalnews.com/tr/suryaniler/korku-ve-ozlem-arasinda-turabdin

Son 2 yıldır Bölgede devam eden savaşın Bölgenin kadim halklarından biri olan Süryanileri nasıl etkilediğine dair bilgi oldukça az.
Barış sürecinin etkisi ile binlerce Süryaninin anayurda dönme planları yaptıklarını, onlarca yıldır ıssızlık düşmüş köylerine geri dönüp, hiç değilse yaz aylarında gelip hasret gidermek için ev yaptırdıklarını biliyoruz.
2013-2014 hatta 2015’in ilk yarısına kadar Diyarbakır’a inen her uçakta en az birkaç kalabalık Süryani aile ile karşılaşmak mümkündü.